Geçtiğimiz hafta içerisinde ailemle birlikte Bakü ziyaretinde bulundum.
Ve "bir millet, iki devlet" tabirinin ne kadar haklı olduğunu gördüm.
Dünyanın hiçbir yerinde bir ülke, başka bir ülkenin bayrağını kendi bayrağının yanına asmaz. Azerbaycan'da özellikle Karabağ bölgesine gittiğinizde Türkiye ve Azerbaycan bayrakları yan yana asılıdır. Bu elbette 2020'de 44 gün süren Karabağ mücadelesinin omuz omuza verilmesi sonrasında gösterilen vefanın gereğidir.
Azerbaycan öyle bir ülke ki, kendinizi asla turist gibi hissetmiyorsunuz. Türkiye'nin farklı bir bölgesinde gibisiniz. Dindaş olmak ve aynı dili konuşmak, bununla beraber kültür birliği "tek millet" tabirinin altını dolduruyor.
Oğuz boylarına mensup iki Türk halkından bahsediyoruz. Aynı dili konuşan bir milletiz.
İki ülke arasındaki etkileşim çok yönlü olarak devam ediyor. 50 bin Azerbaycanlı genç, Türkiye'de üniversite okuyor.
Yılda 830 bin civarında Azerbaycanlı Türkiye'yi ziyaret ediyor.
450 bin civarında da Türkiye'den Azerbaycan'a turist gidiyor. Azerbaycan'da iş yapan 4 bin civarında Türkiyeli şirket var. İki ülke arasındaki ticaret oldukça güçlü. Türkiye'deki tüm markalar Azerbaycan'da da var.
Genel tabloya baktığımızda, Azerbaycan üç ülkenin etkisinin hissedildiği bir bölgede yer alıyor. Uzun süren Sovyet işgalinin etkileri nedeniyle Rusya, tarihi kökler bakımından İran ve Türkiye etkisi bariz göze çarpıyor.
Çok düz ve bir turist gibi bakarsam Bakü'nün gündelik hayatına... Bu etkileri şöyle yansıtabilirim; Türkiye'nin güncel etkisini, alış-veriş merkezlerindeki Türkiye markalarında gözlemledim. İran etkisini, yaygın Şii camilerinde gördüm. Ve alkolün kültür merkezinde bile içecek olarak servis edilmesini, Rusya'nın izleri olarak yorumladım.
Hayran olduğum özelliği ise; Azerbaycanlıların insanlığı! Çok candan, sıcakkanlı, milli duyguları yüksek, yardımsever ve Türkiye'ye çok ilgililer. Arabasına bindiğimiz her taksici ile derinlikli bir sohbet oluştu aramızda. Bir kişi bile umarsız davranmadı.
Metropol kentte yaşamanın getirdiği zorluktan mıdır, kısır döngü ve hayattan bıkmışlıktan mıdır yoksa insanlığımızı kaybetmişliğimizden midir bilinmez İstanbul'daki taksicilerde olmayan yaklaşımı Bakü'de buldum ve Azerbaycan'da Anadolu sıcaklığını hissettim.
Azerbaycanlılarda sosyolojik olarak Rus etkisi nedeniyle bazı konularda asimilasyonun izleri görülebilir ama bizim metropollerimizdeki gibi dejenerasyon söz konusu değil.
Günlük hayat demişken beğendiğim iki uygulamayı da aktarmak istiyorum.
Birincisi; sokaklarda bir tane bile başıboş köpek yok. Vatandaşlara medeni bir ortam sağlanmış. Köpekler olması gereken yerde; barınaklarda.
İkincisi; cadde ve sokaklar tertemiz. Nedeni; sigara izmaritlerini yerlere atmak yasak! Cezası: 300 manat. Ayrıca sigarayı açık hava da olsa tarihi, kültürel, eğitim alanlarında ve otobüs duraklarında içmek yasak. Cezası: 30 manat. Üstelik bu konuların takibini özellikle sivil polis yapıyor. Ve halk da çok duyarlı. Yanlış yapanlar polise bildiriliyor.
Bakü'de dikkatimi çeken diğer bir husus, petrol kuyuları... İrili ufaklı, büyük-küçük pek çok petrol kuyusu şehrin tamamına yayılmış şekilde. Petrol, ülkeyi yakın tarih süresince diğer ülkelerin ilgi odağı yapan bir zenginlik kaynağı diyebiliriz.
Azerbaycan'ın tarihi, kökleri, günlük hayatı, sofra kültürü, yaşam tarzı ve güncel siyasi hayatına dair söylenecek çok söz var.
Bu bağlamda Bakü Büyükelçiliğimizi ziyaretime yer açmak isterim yazımda.
Büyükelçiliğimizin bahçesinde, 1918'de Nuri Paşa'nın Kafkas İslam Ordusu'nu kurarak Azerbaycan'a desteğe geldiği döneme ithafen anlatımlar vardı. Görünce çok duygulandım.
Büyükelçi Prof. Dr. Birol Akgün ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi ise oldukça istifadeliydi.
Kendisine iki ülke arasındaki etkileşimi ve Türk dünyasıyla olan ilişkileri sordum.
Bakü Büyükelçisi Birol Akgün ile söyleşiden şu cümleleri aktarabilirim: "2020 sonrasında Türkiye-Azerbaycan arasında gelişen güçlü kardeşlik, Türk dünyasının da entegrasyonunu tetikleyen yeni bir momentum oluşturdu. Nitekim Haziran 2021'de Şuşa Beyannamesi'ni imzaladık. 2021 Kasım ayında da Türk Devletleri Teşkilatı kurucu anlaşması İstanbul'da gerçekleştirildi. Daha önce kültürel bir yapı olan birlik, 2021'de uluslararası örgüt statüsü kazandı. Ekonomik, ticari ve kültürel alanlarda yüksek düzeyli istişareler söz konusu. Askeri ve güvenlik alanlarında da ikili ve çoklu düzeyde ilişkiler gündemde. Nitekim 14-15 Mayıs'ta Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Gayriresmi Zirve'si Kazakistan'ın Türkistan şehrinde düzenlenecek. Yılda iki kez toplanıyorlar. Dolayısiyle Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya ekonomik ve ticari koridor olarak orta koridorun uluslararası sistemde ağırlığının arttığı bir dönemde çok kritik bir adım atmış oldular. Hem de tarihsel, kültürel, dilsel ve dinsel bakımdan ortak değerlere sahip olan Türk dünyasının birbirlerini daha yakından tanımalarını sağlayan yeni bir momentum başladı. Dünya sisteminin yeniden yapılandığı bir dönemde Türklerin kendi aralarındaki dayanışma hattı, Türkiye açısından çok yönlü dış politikasının jeopolitik dayanakları bakımından stratejik açılımını da gösteren başarılı bir örnektir. Aydınlarımız ve entellektüellerimiz birbirlerinin ülkesini ziyaret ederek imkanlarımızı ve güçlerimizi birleştirmeli, Dünya sistemindeki kaos ve karmaşanın içerisinde kendi ülkelerimizin direncini, dayanıklılığını artırmalı ve bu imkanları fırsat olarak görmelidir."
Sayın Akgün'ün ifadeleri yeni gerçekliği anlama bakımından özetleyici ifadeleri ortaya koymakta.
Son olarak, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde basına yansıyan haberlere dikkat çekmek isterim.
İlişkileri bozmak için maksatlı haberler öne çıkabiliyor. Bu bağlamda sosyal medya yalan haberlerle rol oynuyor. Dezenformasyon ve kötü niyetli üçüncü ülkelerin faaliyetlerine dikkat etmek elzemdir.