Gülistan Doku dosyasının geldiği yer... Sarsıcı. Hem de öyle böyle değil.
Bu mesele artık sadece "fail kim?" ya da "suç gizlendi mi?" tartışması olmaktan çıktı.
Dosya büyüdü, derinleşti, ağırlaştı.
Hatalar var mı? Var.
İhmaller? Olabilir.
Kast ihtimali? "Kesin" demeye çok yakınız.
Elbette herkes konuşuyor. Herkesin bir kanaati var. Benim de var. Ama son sözü söyleyecek olan mahkemedir. Orası kesin.
Şunu da peşinen kabul edelim:
Bu süreçte henüz duymadığımız, duysak irkileceğimiz "gerçeklerle" karşılaşabiliriz.
Meselenin adli boyutu ilerlerken, hukuk sistemimizin içindeki ilginç bir ayrımı hatırlatmakta fayda var.
FAİLE SONRADAN YARDIM ETMEK...
Bir öldürme sürecine en küçük katkınız bile sizi doğrudan o suçun ortağı yapar.
Yani "suça iştirak" etmiş olursunuz. Siz de artık failsinizdir! Bu net.
Ama... Olay gerçekleştikten sonra devreye girerseniz tablo değişir.
Faili kaçırmak...
Delilleri gizlemek...
İzleri silmek...
İşte bunlar başka bir suçtur.
Burada kritik ayrım şu:
Eğer baştan beri bir planın içindeyseniz, yani "öldürme" kararına dahilseniz, sonradan yaptığınız yardım sizi de o suçun parçası yapar.
Ama olay olduktan sonra öğrenip yardım ediyorsanız, bu kez suç tipi değişir.
Bu durumda da iki temel başlık vardır:
Delil yok etmek (TCK 281)
Suçlunun yakalanmasını engellemek (TCK 283)
BABALIĞIN SINIRI NEREDE BİTER?
İşte en çarpıcı yer burası.
Türk Ceza Hukuku der ki:
Eğer fail oğlunuzsa ve siz onu "kayırmak" için bazı kolaylıklar sağladıysanız, sistem size ceza vermeyebilir.
Evet, yanlış okumadınız.
Kanun açık: Üstsoy, altsoy, eş veya kardeş için ceza verilmeyebilir.
Ama...
İş delil gizlemeye gelirse...
Durum değişir.
Silahı sakladıysanız. Kayıtları sildiyseniz. Verileri yok ettiyseniz...
Artık "baba" olmak sizi kurtarmaz.
Hele bir de kamu görevlisiyseniz...
İş daha da ağırlaşır.
YAPISAL SORUN
Burada ciddi ve yapısal bir problem var.
Delil gizleme suçunun cezası işlenen esas suçun (gizlenen cürmün) ağırlığından bağımsız halde.
Yani bir cinayetin delilini gizlemekle, bir hırsızlığın delilini gizlemek aynı ceza aralığında.
Bu makul mü?
Değil.
Ceza sisteminin, esas suçla orantılı bir yapı kurması şart.
ADLİ KOLLUK ŞART
Bir başka kırılma noktası...
Kolluğun amiri kim?
Vali.
Yani hem idari hem fiilen etkili bir otorite.
Polis hem idari hem adli görev yapıyor.
Bu çift başlı yapı sorun üretir. Üretiyor da.
Çözüm belli:
Bağımsız bir adli kolluk.
KANUNSUZ EMİR
Bir gerçek daha:
"Emir aldım" diyerek kimse sorumluluktan kaçamaz.
Polis, başhekim veya müdür fark etmeksizin; kendisine verilen emri suç olarak değerlendiriyorsa yerine getirmemelidir.
Anayasa m.137 açık:
Suç teşkil eden emir uygulanmaz.
Uygulayan da sorumluluktan kurtulamaz.
CESET YOKSA SUÇ YOK MU?
Bu da şehir efsanesi.
"Ceset yoksa cinayet yoktur" diyenlere net cevap: Yanlış.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi bu konuda defalarca hüküm kurdu.
Ceset olmadan da mahkûmiyet mümkündür.
BAKANLAR NE YAPABİLİRDİ?
Gelelim en kritik iki soruya: Bu olay nasıl gözden kaçtı? Üstü örtüldü mü?
Bence meseleye şöyle bakmak lazım:
"Olayın cinayet boyutu ne zaman ortaya çıktı ve o noktada kim ne yapmadı?"
Çünkü...
Hiçbir bakan böyle bir dosyayı bilerek kapatmaz.
Hiçbir validen de böyle bir tablo beklenmez.
Ama asıl soru şu:
"Kim, bir valinin bu işin içinde olabileceğini baştan düşünür?"
İşte mesele tam burada düğümleniyor.
Buradan siyasi malzeme çıkarmanın bir türü de bu "ihmal krizi"...