MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Türkgün'de yayınlanan "Terörsüz Türkiye'nin yeni yol haritası" başlıklı uzun değerlendirmesini okurken, dönüp dolaşıp aynı soruyu sordum kendime: Kim ayak sürüyor?
Çünkü Bahçeli yalnızca yeni bir yol haritası önermiyor. Daha hızlı davranılması gerektiğini söylüyor. Daha net bir mekanizma istiyor. Daha sıkı bir koordinasyona ihtiyaç olduğunu vurguluyor. PKK fesih iradesini açıklamış. Silah bırakma yönünde adımlar atılmış. TBMM'de komisyon çalışmış. Buna rağmen MHP lideri yeni bir hamleye ihtiyaç bulunduğunu söylüyor.
Demek ki süreç bir yerde ağırlaşıyor.
Örgütü ve uzantısı DEM'i biliyoruz. Zaman kazanmak ve mevzi genişletmek isterler. Silah susarken siyasette alan genişletmek isterler. Bahçeli de bunu elbette görür. Bu yüzden MHP liderinin uzun yaptığı uyarıyı sadece örgüte ve DEM'e dönük okumak eksik kalır. Mesajın muhataplığını daha geniş bir çerçevede aramak gerekir.
Bahçeli önce örgütün parçalı yapısına dikkat çekiyor. PKK'nın Suriye, Irak ve İran hattındaki uzantıları, fesih kararının tek merkezden sonuca ulaşmasını zorlaştırıyor. MHP liderinin IRA sürecindeki Real IRA örneğini hatırlatması da bu yüzden önemli. Tehlike açık: Örgüt bitti denirken, başka adlarla yeni alanlar açılabilir.
Bahçeli dış bağlantıları da ihmal etmiyor. ABD, İsrail ve bazı Avrupa ülkelerinin bölgedeki etnik, dini ve mezhebi fay hatlarını kullanma ihtimaline dikkat çekiyor. Çünkü içeride susan silah, sınırın ötesinde başka hesaplarla tutulursa süreç tamamlanmaz.
Fakat mesele burada bitmiyor.
Bahçeli iletişim eksikliğinden ve sistematik olmayan kontrol sürecinden de söz ediyor. İşte burası kritik. Çünkü Terörsüz Türkiye süreci sadece örgüt yüzünden uzamaz. Açık dirençle de yavaşlar, kontrollü belirsizlikle de. Muhataplık dağıtılırsa yavaşlar. Karar alanı bulanıklaştırılırsa yavaşlar. Herkes aynı hedefi söylediği hâlde adımın hızı düşüyorsa, orada başka bir hesap çalışıyor demektir.
Örgütün ne yapmak isteyeceği belli. DEM'in örgüt refleksinden ne kadar çıkabileceği de ayrı bir sorudur. Etnikçi çevrelerin ve onların peşine takılmış sol-liberal kalıntıların hangi ezbere sarılacağı da aşağı yukarı bellidir. Onlar, "Terörsüz Türkiye" fikrini vatanseverlik zeminine dönüş olarak okumak yerine, eski kimlik siyasetini yeni kelimelerle sürdürme imkânı gibi görmek isteyecektir.
Oysa "ya silah ya siyaset" cümlesi yeni bir pazarlık alanı açmaz. Silah bitecekse siyaset Türkiye içinde, hukuk zemininde ve ortak vatan fikriyle yapılır. Bölgesel hesapların gölgesinde yürüyen bir siyaset bu süreci taşıyamaz.
Terör elebaşı Öcalan için önerilen "koordinatörlük" formülü de bu yüzden dikkatle ele alınmalı. Bahçeli bunu örgütün tasfiyesini hızlandıracak sınırlı bir araç olarak tarif ediyor. Bu sınır korunursa mekanizma işleyebilir. Fakat yeni bir siyasi anlam üretilirse, tartışmanın kendisi süreci yorar.