İnsan yazarken dahi eli titriyor...

Ancak bu gerçeklerle herkesin yüzleşmesi gerekiyor...
Bu yüzden Lübnan'dan gelen Hazreti Meryem heykelini taciz eden İsrail askeri görüntüsü sadece bir durum tespiti... Hristiyanların Peygamberi Hazreti İsa'nın heykelini balyozla parçalayan kafanın annesi Hazreti Meryem'e tacizde bulunması bizi şaşırtmıyor artık. Zira karşımızda gerçek anlamda hastalıklı bir zihniyet var...
Küçücük yaşlardan itibaren zihinlerine nefret tohumları ekilmiş ve büyüdüklerinde de bu tohumların filizlenmesiyle zulmü yaşam biçimi haline getirmiş bir insan topluluğu!
Zeytin ağaçlarını kökünden kesiyor.
Su kuyularını zehirliyor ya da beton döküyor.
Evlerden hırsızlık yapıyor. Araçları kundaklıyor.
Sürekli silahlı olarak gezdiği halde sürekli Filistinlilerin güvenliğini tehdit ettiği yalanını empoze etmeye çalışıyor. Son olarak Batı Şeria'da E1 bölgesi denilen İsrail'in imzaladığı anlaşmalarda da Filistin toprağı olan bölgeleri İsrailli hırsızların ev yapması için yerleşime açtı... Avrupa Birliği'nden bile artık bu kadar da olmaz tepkileri geliyor. Aynı şekilde ABD Senatosu'nda İsrail Lobisi tarafından boynuna ip geçirilmemiş olan senatörlerden ortak mektuplar paylaşılıyor. İsrail'in "nükleer silah kullanma konusundaki kırmızı çizgisi ne?" diye soruluyor. Zira küçücük çocukları zevk için keskin nişancı atışıyla başından vuran, tek bir Hamaslıyı öldürmek için bütün mahalleyi komple havaya uçuran bir kafa var karşımızda. Bu yüzden de "İran zenginleştirilmiş uranyum sahibi olamaz" diye ortalığı ayağa kaldıranların İsrail'in elindeki nükleer silahların dünyayı sürükleyebileceği felakete karşı da iki çift söz söylemesinin zamanı geldi de geçiyor bile...
Zira Hazreti İsa Heykelini parçalayan, Hazreti Meryem'i taciz eden bu köktendinci kafanın Orta Doğu'ya kan ve gözyaşından başka getirdiği ne var? Siz bakmayın Orta Doğu'daki tek demokrasi vs. gibi zırvalayanlara... Karşımızda bir şeriat devleti ve köktendinci bir toplum var... Gözleri öylesine dönmüş ki İsrail televizyonlarına çıkıp "İran'dan sonra Türklerin kafasını koparacağız" diye konuşacak kadar da pervasızlar...
Buradan şunu net bir şekilde söyleyelim. Türkler ezdiğiniz milletlere benzemez...

BEN ŞOK!
Aslında doğru kullanımı "Beni şoke etti" şeklinde elbette ama başlığı gençlerin dilinden atayım. CHP Genel Başkanı Özgür Özel'i SAHA2026'da görünce "Ben şok" oldum... Başımıza taş yağacak diye düşündüm.
Zira "füze testlerinizden balıklar ürküyor" diye tepki gösteren, "Türkiye'nin hava savunması yok" diye makara yapan Özel gitmiş yerine füzelerle boy boy poz veren, yerli motora dair gelişmeleri hayranlıkla izleyen üstüne bir de "Çok etkilendim, çok beğendim" gibi yorumlar yapan Özel gelmiş...
Hani rüyada görsek hayırdır inşallah deyip gidip yüzümüzü yıkardık.
Daha geçen gün CHP'nin önemli isimlerinden Muharrem İnce, Almanya'da itiraf eder gibi "Beni linç edecekler ama ben savunma sanayisini destekliyorum" diye konuşuyordu. Ne oldu da CHP Genel Başkanı Özel, SAHA2026'ya geldi. Üstelik de müstehzi gülümsemeleri, CHP'deki linç kültürünü umursamadan şirketleri tek tek dolaştı...
Zira CHP'de derin bir "Teknofest alerjisi" vardı.
Ben size kendi fikrimi söyleyeyim. Tüm bunlar Başkanlık Sistemi'nin yan etkileri... Zira anketlerde milletimizin yüzde 82'si savunma sanayi projelerinden gurur duyduğunu, desteklenmesi ve sahip çıkılması gerektiğini söylüyor. Özel de eğer seçimi kazanmak istiyorsa yüzde 50+1'i bulmak zorunda yani CHP'deki "Erdoğan ne yaparsa, kötüdür. Karşısında olmalıyız" diyen ideolojik körlük içindeki kitle kendisine yetmiyor. Bu yüzden de savunma sanayisindeki gelişmeleri küçümsemeyi, CHP'li Ali Mahir Başarır'ın söylediği gibi "Damat, bizi İHA ile SİHA ile takip ediyor" gibi deli saçması söylemleri terk etmesi gerekiyor.
Kendi adıma ben açıkçası sevindim.
Zira Özel'in SAHA'ya gittiği gün bu alanda önemli işlere imza atan bir arkadaşımla yaptığımız sohbette CHP'ye olan güvensizliğini anlatıyordu.
"Bunlar iktidara gelirse, bizim için 'AKP'nin adamı' diye düşünüp üstümüzden geçerler" endişesini açık açık paylaşıyor ve şirketini ABD'ye taşımaktan bahsediyordu...
Bu endişe ülkemiz için büyük bir sorundur ve CHP yönetiminin bu tür endişeleri bertaraf etmesi elzemdir. Zira milletin gönlüne girmeden sırtını vesayet odaklarına, Avrupa'ya, ABD'ye dayayarak iktidar olamayacağını anlamalıdır...

TEK KİŞİLİK DEV KADRO!
"İmamoğlu Suç Örgütü" yargılamasını 24 adına editörümüz Oğuz Polatbilek takip ediyor. İlk duruşmada birlikteydik. Sonra her duruşmayı bizzat takip etti... Silivri'den yaptığı yayınlar CHP medyasının ezberlerine hiç uymuyordu. Zira yıllardır yargı alanında yaptığı haberler, takipler ve duruşma tecrübesiyle Oğuz Polatbilek, duruşmadaki senaryoyu net bir şekilde fark etti... Birileri CHP'li gazetecileri organize ediyor. Yargılamadaki somut gerçekler yerine duygulara hitap eden soyut kavramlar üstünden habercilik yapılıyordu. Üstelik atılan manşetler, paylaşılan içerikler birbirinin kopyası gibiydi... Kıyamet de bu yüzden koptu...
Oğuz Polatbilek, durumu fark etti. Peşine düştü...
Medya EKO-sistemini ifşa etti.
Ve CHP medyasının gerçeğin peşinde olmadığı onun yerine yargılamayı itibarsızlaştırmak için bir algı operasyonu ile karşı karşıya olunduğu ortaya çıktı. İşin daha acı tarafı bu kitlenin gerçeklerle bir işinin olmamasıydı.
Zira defalarca kimi şaka yollu, kimi ciddi, kimi bizzat yanına kadar gelip Oğuz'a karşı tehditvari ifadeler kullandılar.
Oğuz'un verdiği cevap çok netti...
"Gidip savcılığa suç duyurusunda bulunun. Ben yaptığım her haberin arkasındayım" O günden sonra Oğuz'la selamı sabahı kestiler. Silivri mobbingi başladı. Şunu gururla söyleyebilirim. 11 yıldır 24 Haber Merkezi'nde yönetici olarak çalışıyorum. Bugüne kadar aleyhimde tek bir karalama, iftira, yalan haber davası açılmadı. Mesai arkadaşlarımızla da her haberimizi, yayınımızı vicdan terazisinde tartıp paylaşıyoruz. Bu yüzden yastığa kafamızı rahat koyuyoruz. Peki ya Oğuz'u Silivri'de linç etmeye çalışan bu kitle? Hep söylediğimiz gibi gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Silivri'deki yargılamada da kimin manipülasyon yaptığı, kimin olanı olduğu gibi anlattığının takdirini milletimiz yapacak. Ama sürekli "Dava çöktü" diye yayın, haber ve yorum yapanlar en çok da CHP'ye güvenenleri kandırıyor. Ya da kandırdığını sanıyor. Zira Silivri'ye CHP Genel Başkanı Özgür Özel bile artık uğramıyor.
Bu yüzden işini hakkıyla yapan muhalif gazetecileri bir kenara koyuyorum ama Silivri'de dava takip eden "mangırdaşlara" tavsiyem Oğuz Polatbilek'ten uzak durun. O sizin sindirebileceğiniz birisi değil. Tabii şunu da söylemeden edemiyor insan CHP medyası davaya böylesine büyük bir çıkartma yaparken 24'ten Oğuz Polatbilek'in yalnız başına gerçeklerin peşinde koşmasının takdirini de ayrıca yapmak lazım...
İyi ki varsın Oğuz!