4 Nisan 2026 Cumartesi / 17 Sevval 1447

Bir Osmanlı geleneği; Mahyalar

Asırlardır devam eden bir Osmanlı geleneği olan mahyacılık, geçmişte kandillerle gökyüzünü aydınlatırken, günümüzde elektrikli lambalar vasıtasıyla Ramazan ayına renk katmayı sürdürüyor...

21 Haziran 2016 Salı 07:00 - Güncelleme:
Bir Osmanlı geleneği; Mahyalar

Yüzlerce yıllık Osmanlı geleneği mahyalar, Ramazan öncesi tarihi camilere asılmaya başlanır. Mahyacılık mesleğine gönül veren ustalar tarafından günümüze kadar taşınan mahyacılık, Ramazan aylarında camilerin simgesi haline geliyor. İlk olarak Sultan 1. Ahmet döneminde Sultanahmet Camii’ne asılarak başlatıldığı bilinen mahya geleneği, yüzyıllardır camileri süslemeye devam ediyor. Ramazan’da bir ay boyunca camileri renklendiren mahyaların hazırlıkları yıl boyunca devam ediyor. Ramazana sayılı günler kala İstanbul’da mahyaların hazırlandığı tek atölye olan İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü Elektrik ve Mahya Atölyesi’nde mahya ekibi hummalı bir çalışma yürütüyor.

MAHYALAR YILDIZ GİBİ

İlk mahya, Yeni Camii ve Eyüp Sultan Camii’ne asılırken, ilk günlerde mahyalarda ‘Hoşgeldin On Bir Ayın Sultanı’ sözleri yer alıyor. Ramazan boyunca ise her cami için 4 ayrı yazı yazılıyor.

Mahyacılıkla yaklaşık 40 yıl önce tanıştığını belirten 61 yaşındaki Kahraman Yıldız, “Yıllar boyu yaz kış demeden bu işi yürütmeye çalıştık. Camilerimizi mahyasız bırakmadık. Mahyalar çok farklıdır, yıldızların akşam gökyüzüne üşüşmesi gibidir. Vakıflar Bölge Müdürlüğü onayıyla ekip halinde mahyaları hazırlıyoruz. İstanbul’da bulunan Selatin Camiler ve Edirne’de bulunan Selimiye Camii, Bursa Ulu Cami’ye gidiyoruz ve her camiye Ramazan boyunca dörder tane yazı asıyoruz. Güzel yazılar yazmaya çalışıyoruz. İnsanlara mahyayı sevdirdikçe mahyasız cami olmuyor artık. Televizyonlar sayesinde zaten bütün evlere mahyalar girdi artık, bütün dünyalar artık mahyaları tanıyor. Yazdığımız yazıları görmek güzel bir duygu, en azından yaptığımız işin karşılığını görebiliyoruz” dedi.

DUA

“Allahım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Beni yaratan sensin, ben senin kulunum. Gücüm yettiğince sana verdiğim söz ve ahdime bağlı kalacağım. İşlediğim günahların şerrinden sana sığınıyorum.”

FIKIH PENCERESİ

Oruçta kefaret gerektiren durumlar nelerdir?

Kefaret, örtmek, yok etmek, ortadan kaldırmak anlamına gelir. Ramazan ayında oruca niyet edildikten sonra mazeret olmaksızın kasten yemek, içmek ve cinsi münasebette bulunmak kefareti gerektirir. Ayrıca bozulan orucun kaza edilmesi de gerekir. Oruç kefareti 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna gücü yetmeyen, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.

RAMAZAN ADETLERİ

“Temcid Salası” yaşatılıyor

Osmanlı döneminde müezzinlerin Recep, Şaban ve Ramazan aylarında sabah ezanından önce okudukları “temcid” denilen Peygamber Efendimizi öven ilahi okuma geleneği Ümraniye’de yaşatılıyor. Ramazan ayında farklı etkinliklerle renk katan Ümraniye Belediyesi, unutulmaya yüz tutmuş bir gelenek olan ‘Temcid Salası’ okutarak, vatandaşları sahur sofrasında buluşturdu. Orucun başlangıcını haber vermek için sahur vakti Osmanlı zamanında camilerde okunan Temcid-i Şerif’le Ümraniye halkı sahura kalktı. Belediye bahçesinde vatandaşların katılımıyla düzenlenen sahur programında ‘Temcid Salası’ okutuldu. Vatandaşlardan büyük ilgi gören programın ilçedeki çeşitli camilerde de gerçekleştirileceği kaydedildi.

RAMAZAN-NAME

İşte geldi gidiyor,

Mutlu günler bitiyor,

On bir ayın sultanı,

Bize veda ediyor.

***

Duvardan kedi atladı,

Bekçinin ödü patladı,

Merak etme bekçi baba,

Bey kesesini yokladı.

MENKIBE

Dünya için ‘Allah’ demem

Abdullah-ı Mekkî Erzincânî hazretleri, on 19. Yüzyılda yaşamıştır. Hocası Mevlana Halid-i Bağdadî hazretleri ona yani tam icazet vererek Anadolu’ya gönderdi. Şehir şehir yürüyen zat, sonunda Erzincan’a geldi. İnsanlar akın akın ziyaretine geldiler. Tabi gelenler arasında, “Terzi Baba” diye bilinen Muhammed Vehbî de vardı... Muhammed Vehbî içeri girince Abdullah Mekki ayağa kalktı. Hiç kimseye göstermediği iltifatlarda bulunarak onu yanına oturttu. Sonra yanındakilere; ‘Bu zatın serveti var mıdır?’ diye sordu. Oradakiler fazla bir malı olmadığını, terzilik yaparak geçindiğini söylerler.

Bunun üzerine Muhammed Vehbî’yi yanına çağıran Abdullah-ı Mekkî hazretleri;

-Oğlum! Hocam bizi buralara gönderdi. Bize ehline verebileceğimiz bir emanet verdi. O emanete seni lâyık gördüm. Kabul edersen onu sana teslim edeyim, diye teklifte bulundu.

Muhammed Vehbî, teslimiyet ifâde eden bir tavırla; “Siz bilirsiniz efendim” cevabını verince; Abdullah-ı Mekkî, “Vereceğim emanet, sana çok faydalar sağlayacak” buyurdu. Muhammed Vehbî bu söz üzerine, “Efendim, Vallahi dünya için Allah demem” cevabını verdi. Bunun üzerine Abdullah Mekkî;

- Oğlum haydi git! Sen bulacağını buldun. Teslim edeceğim emanet de zaten bu idi, buyurarak onun yüksek derecesini işaret etti... Terzi Baba’ya himmetle nazar ederek emaneti tevdi etti. O günden sonra sohbetinden ve hizmetinden ayrılmayan Terzi Baba, tasavvuf yolunda ilerleyip evliyalık derecesine kavuştu.

Hafızlardan 36 ilde Kur’an tilaveti 

Diyanet İşleri Başkanlığınca düzenlenen Uluslararası Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması’nda iki yıldır dereceye giren hafızlar, 36 ilde düzenlenecek buluşmalarda vatandaşlara Kur’an tilaveti sunacak.     

Diyanet İşleri Başkanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, ramazan etkinlikleri kapsamında, Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma yarışmasında dereceye giren hafızlar, 36 ilde vatandaşlar ile buluşacak. İlki önceki gün Bursa, Malatya, Yalova, Bolu ve Kocaeli’nde gerçekleştirilen program, 26 Haziran’a kadar devam edecek. Program kapsamında, Endonezya’dan Zainal Abidin, Filipinlerden Moner Mamasabulod Pandita, Mohamed Sameer Magahed, Bangladeş’ten Abdul Akher, Kazakistan’dan Shokhan Ualiyev ve Somali’den Omar Osman Ali, Kur’an-ı Kerim tilaveti sunacak.      

Hazırlayan: HÜSEYİN TÜRKOĞLU hturkoglu@stargazete.com 

ÖNERİLEN VİDEO

Kan donduran cinayette yeni detay: O anlar kamerada

Kapat
Video yükleniyor...