
Münih Güvenlik Konferansı 13-15 Şubat 2026 tarihleri arasında Almanya'da gerçekleştirildi.
Arkasında pek çok soru işareti bırakarak.
Başlıktaki de içlerinden belki de 'en çarpıcı' olanlarından biri:
Bir devrin sonu.
Mu acaba dedirtecek kadar cesur bir sorgulayış aslında.
Münih Güvenlik Konferansı deyince akla Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından yapılmış bir konuşma hafızalara kazınmış olduğu için ilk akla gelen o oluveriyor.
Ne konuşma ama.
Yıl 2007.
"Soğuk Savaş sonrası kurulan tek kutuplu düzen sürdürülemez."
"Askeri üstünlük evrensel norm gibi sunulamaz."
"Kurallar seçici uygulanıyor."
Bitti mi?
Biter mi?
Asıl mevzuya geldi dayandı.
Kuzey Atlantik Paktı-NATO'nun 1999'dan itibaren Orta ve Doğu Avrupa'nın ittifaka katılımını Rusya Federasyonu "savunma" değil, tam tersine 'kuşatma' olarak algılıyordu.
İlerleyen zaman içinde Vladimir Putin tarafından yapılan 2007 tarihli bu konuşma 'erken otopsi' olarak değerlendiriliyordu.

Yalnız atlanan bir gerçek var.
Otopsi için ortada bir 'ölü' olması gerekiyor.
Hah işte bu seneki Münih Güvenlik Konferansı Raporu'nun başlığı tam da bunun yaklaştığını söylüyor:
'Yapım Aşamasında' kavramına nazire yaparak hem de:
'Yıkım Aşamasında' diyerek.
Malumun ilanı diyen de var.
Yeni fırsat penceresi diyen de.
Rapor olan biteni şöyle tanımlıyor:
Reform yerine yıkım tercih ediliyor.
G7 ülkeleri nezdinde yapılan ankete katılanların sadece küçük bir bölümü mevcut hükümet politikalarının gelecek nesilleri daha iyi duruma getireceğini düşünüyor deniliyor.
Karamsarlık diz boyu.
Neden?
Bürokratikleşme
Yargısallaşma.
Bu iki unsur, mevcut kurumların cari sorunları çözecek şekilde reforme edilmesine engel deniyor.
Metaforlar da 'Yapım Aşamasında' sloganının çıkış noktası olan inşaat sektörüne 'nazire' ile anlatılıyor:
Buldozer.
Yıkım topu.
Motorlu testere.
Rapordaki coğrafi bölümleme de ilginç.
Avrupa ardından gelen bölge oldukça 'manidar'.
Hint-Pasifik.

Rakamlar da bir o kadar ilginç.
15 yılda ikiye katlanan savunma harcamalarının geldiği nokta 600 milyar dolar.
Daha da ürkütücü olan ise nükleer başlık sayısındaki daha da büyük artış:
Çin'de artış 15 yılda iki kattan bile fazla:
240'tan 600'e.
Kuzey Kore ise en 'çarpıcı' olanı: 10 katı ile 50 başlık.
O zaman gelin en başa geri dönelim.
Ne demişlerdi?
Normların ve kurumların sorun çözme hususundaki handikapları ve 'yıkım aşaması'.
Pek de şaşırtıcı mı bu silahlanma acaba karamsarlık bu boyuttaysa?
Uygulanabilir kurallara dayalı bir düzen olmadığında, güç hukukun yerini alıyor gibi görünüyor.
O akıllara kazınan 'tarihi konuşma' üstünden neredeyse 20 yıl geçti.
Mevzu dönüp dolaşıp aynı yere geldi:
Düzen 'yıkım aşamasında'.
Hem de 'yapım aşaması' sürecinin temel aktörlerinin başat olarak resim verdiği bir çerçevede...
