Yazının başlığında söz ettiğim 'Yeni bir dünya savaşı ..' ihtimaline bakınca, 'felâket tellâllığı'na soyunduğum sanılmaya. Dünyada birçok devletler ve diğer güç odakları var ki, yeni bir dünya savaşının ayak seslerinin yaklaşmakta olduğunu hissedip yarınlara hazırlanmaktalar.
Amerikan emperyalizmi, rakipsizliğini zâten ilân ediyor ve nice devletler ve diğer güç odakları var ki, 'ısıran bir yaratığa dalaşmaktansa, çalıyı dolaşmak yeğdir.' mânasında, yarınlarda kopabileceğini düşündükleri 'üçüncü dünya savaşı'na hazırlıksız yakalanmamak için, içten içe hazırlanmak düşüncesine ve eğilimine daha bir yaklaşıyor..
28 Haziran 1914'de Avusturya- Macaristan İmparatorluğu veliahdi (yani gelecekte devlet başkanı olacağı önceden belirlenmiş olan) Ferdinand ve hanımı Sophie'nin - Osmanlı'dan yeni kopmuş olan Saraybosna'yı ziyaret ederken, bir Sırp nasyonalisti gencin sıktığı kurşunlarla can vermelerinin bir dünya savaşına dönüşebileceğini ve o 'İlk Dünya Savaşı'nda 30 milyondan fazla insanın direkt veya dolaylı olarak meydana gelen ölümlerle noktalanacağını başlangıçta kim tahmin edebilirdi?
Ama, bir anda oluvermişti, işte.
(50 milyon kadar insanın eridiği '2. Dünya Savaşı'nı da bu ilk savaşın sonunda imzalanan barış andlaşmasının adaletsiz uygulamalarına karşı duyulan hınçların ortaya çıkardığı kaçınılmaz olarak akla gelebilmektedir.)
O dönemi özet olarak hatırlamakta fayda olsa gerek..
Avusturya -Macaristan İmparatorluğu, Rusya'nın devreye girmesi üzerine, veliaht ve hanımına karşı sahnelenen suikasd dolayısıyla, hemen Sırbistan'a savaş açmış; Sırbistan, son demlerini yaşamakta olan Çarlık Rusya'sından yardım istemiş; Almanya da Avusturya-Macaristan'ın yanında, Sırbistan'a savaş açmış ve Fransa ve İngiltere de Rusya'yla da karşı karşıya gelmiş ve ardından; Osmanlı da dünya çapındaki o büyük saf tutma merhalesinde, Almanya'nın yanında savaşa girdiğini açıklamıştı..
4 yıl sürecek olan o savaşın ilk 2 yılı, Osmanlı açısından heyecan verici , kısmî zafer haberleri içinde geçmişti ve amma, sonrası?
Mâlum..
*
Çok uzuuun bir geçmişten söz etmiyorum. Henüz 112 sene öncelerdeki bir büyük ve dünya çapındaki ve halkların ve devletlerin tam bir boğuşma havası sergiledikleri ve nicelerimizin büyük dedelerimizin o savaş ateşi içinde eriyip gittikleri bir ilk örnek söz konusu idi. Çünkü, bir savaşın hemen hemen bütün ülkelerin ve halkların silaha sarıldığı ve kendilerine rahatsızlık veren ilişkileri düzene sokmak derdinde idiler. Ki, 'seferberlik' diye anılan o zaman diliminde, kendi ailesinden savaş cephelerine gitmemiş ve geri dönmemiş kimselerin çok az olduğu söylenir. O savaşın hikayelerini anlatanların artık sahneden çekildiği kabul edilse bile, özellikle köylerde, insanlar, özellikle tarlalarda çalışan yaşlı kadınların gözyaşları içinde yaktıkları ağıtlarda, o, gidip de gelmeyenlerin hikayesi vardı..
(Ortamektep yıllarımda, Samsun köylerinden birinde annemle birlikte, anne-annemi/ ninemi görmeye gitmiştik, bizim köyümüze 7-8 km. mesafedeki bir başka köye. Gece yarısı, rahmetli ninemin derin ve ince bir ağıt havası içinde, savaşa gidip de dönmeyen bir oğlunun adını anarak ağlayış sesleriyle uyanmış ve annemi, 'Ana, annen ağlıyor.' diye uyandırmış ve annem, nineme 'Ana, niye ağlıyorsun?' dediğinde, ninemin, 'Kızım, haberin yok mu? ... ağabeyin seferberlikte gittiği cepheden dönemedi. Mezarı nerede, ondan bile haberim yok.' deyişi de benim küçük dünyamdan bir sahne olup, nasıl unutabilirim?.)
*
Ve, o korkunç boğuşma nice milyonların ölümü ve sosyal karışıklıklar ve yıkımlarla, 4 yıl sonra noktalanmış, ama, zafer kazananların, yenik düşen toplumları nasıl tanzim etmeye kalkıştıklarının en acıklı sahnelerini bizim toplumumuz herkesten daha acı şekilde yaşadı.. En başta Rusya'da komünist bir rejimini bu ülkenin yönetimine el koyması ve asırlık Osmanlı'nın da yerli kuklaları eliyle getirilen yeni düzenlemeler.. Ki, etkileri hâlâ da devam ediyor..
*
Evet bütün bun felaketlerin ve on milyonları yutan savaş ateşinin başlangıcındaki görünür etkeni, bir Sırp militanının, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahdı Ferdinand ve hanımının Saraybosna'da bir suikasd sonunda öldürülmeleri üzerine ilk kıvılcımın dünya çapında bir ateşi nasıl tutuşturduğunu ve nice şaşırtıcı ve beklenemez acı sonuçlarını bizim toplumumuz da Osmanlı sonrasında yaşandı..
*
Bunları niye hatırlatıyorum?
Ukrayna'nın Hazar Denizi'ndeki bir İran ticaret gemisini uzaktan attığı füzeyle vurduğunu dünyaya iftiharla açıklaması dolayısıyla..
Bu nasıl iş?
O Ukrayna ki, yüzlerce yıl Rusya hakimiyetinde yaşayan ve 1990'lı yılların başında beri 'bağımsız devlet' durumunda.. Geride kalan 35 yıllık hayatı içinde, evet başka devletlerle bir takım ihtilafları olabilir, ama, Ukrayna'nın ortak sınır bile olmadığı, doğusundaki en yakın noktasından, doğusunda, 600 km. uzaktaki İran'la işi, ne ola ki?
Çünkü, Ukrayna, Karadeniz'in kuzeyinde ve Hazar Denizi'nin kendisine en yakın yerinde 600 km.'den uzak bir mesafe.. İran topraklarına ise, yaklaşık 1200 km. uzaklıkta.. Ve Ukrayna'nın Hazar Denizi'ne ulaşabilmesi için, savaş halinde olduğu Rusya'ya aid yüzlerce km'lik hava sahasının aşması gerekiyor.
Ukrayna'nın izahı zor bu son saldırısının hedefi, Amerika'nın ve Avrupa'nın dünya üzerindeki gerilimleri kendi lehine olacak şekilde etkilemek için midir?
Ukrayna'nın bu saldırısından en fazla kim memnun olmuştur? Meselâ Rusya memnun olmuş mudur? Uzak bir ihtimal olsa gerek..
Ukrayna, Amerikan emperyalizminin ve AB ülkelerinin dikkatlerini kendi üzerine çekmiş ve 'Rusya ile sizin yarım asırdır karşıtı olduğunuz İran rejimine bakınız, nasıl saldırabiliyoruz; bizim stratejik değerimizi görmezlikten gelmeyiniz' demiş oluyor.
Ama, yine de, bu çılgınca eylemin anlaşılması zor..
Çünkü, İran'la Ukrayna arasında bu zamana kadar bilinen herhangi bir ciddî diplomatik, askerî ve hattâ ticarî ihtilaf bile söz konusu değildi.. Hazar'ın güneyindeki İran coğrafyasına 1000 km.'den fazla bir uzaklıkta, İran'la sınırdaş da değil,..
O halde, bu saldırı oyununu kim tertipledi?
İran bir yere mi çekilmek isteniyor.. Anlaşıldığına göre, İran makamları da şaşkın.. Çünkü, İran ve Ukrayna arasında bu zamana kadar hemen hiç bir ciddî ihtilaf da olmamış..
Öyleyse, bu Ukrayna Saldırısı'yla , İran'a, AB'ye, Rusya'ya ve Kafkas bölgesindekilere nasıl mesajlar vermek istiyor?
Bunu söylemek için, çok hayalî izahlar üretmek gerekiyor.. Ama, bu saldırının hemen sonrasında, Ukrayna Başkanı (Yahudi de olduğu bilinen) Volodomir Zelensky'nin yarın Washington'da Trump'la görüşmek için yola çıkması, çok sıradan bir diplomatik hareket olarak değerlendirilmesi safdillik olur..
Yoksa, Amerikan emperyalizmi bütün bölge için yeni bir nabız yoklaması mı yapıyor, ya da, Ukrayna'nın, üstelik 5 yıla yakın zamandır, Rusya ile savaşta olduğu halde.. Amerikan ve Avrupa hedefleri için 'fedaî' olmaya hazır olduğu mu anlatılmak ve hattâ ispatlanmak isteniyor?
Üstelik de, bu saldırının, Amerikan Dışbakanı Rubio ile, Rusya Dışbakanı Lavrov'un geçen haftaki görüşmesinden hemen sonraya denk gelmesi ilginç değil mi? Ki, Trump'ın, 'İran halkı ayaklanacak ve biz de yardımlarına geliyoruz..' diyerek çağrılar yapması ve Amerika'nın İran rejimine şimdi yapmakta olduğu baş eğdirmeye yönelik dünya çapındaki baskı ve saldırılarının, 47 yıl önce, yani Şahlık rejiminin devrildiği İslam İnkılabı rejimini yok etmek için, yapması gereken entrikalar silsilesinin bir parçası ve devamı değil mi?
Kaldı ki, Amerika İran'ı hele de son 6 ay önceden beri ve son bir aydır da, daha bir en etkili şekilde bombardıman etmesine rağmen beklediği neticeye ulaşamamış iken.. Trump, Ukrayna'yı Rusya'ya karşı 5 yıla yakın zamandır verdiği savaşta desteklerken, Ukrayna'nın da ABD'nin bir 'fedaî' olarak devreye girmesini mi planladı?
*
Bu arada, Trump, İran'ın kendileriyle anlaşmak istediğini de ediyor..
Bu neticede, İran'ın, 'Hayber' füzelerini İsrail rejimine karşı 1 kez olsa bile, İsrail'in çok dakik ve güçlü denilen 'çelik kubbe' ismi verilen hava savunma sistemi tarafından engellenememiş oluşu, Ortadoğu'da, Amerikan emrinde olan 'petro-dolar şeyhlikleri'ni de vurması, Trump'ı şaşırtmış'a benziyor ve bu yüzden, 'şimdiye kadar görülmemiş karşılıklar vereceği' tehditlerini sürdürüyor.. Bunları yapan Trump ve ABD emperyalizmin en güçlü güvendikleri konu, ABD ülkesinin hele de Ortadoğu'da, 10-15 bin km. uzaklıkta, düşmanlarının kolayca erişemeyeceği bir noktada olması..
*Bu durumda, İran, 1980-88 arasında cereyan eden ve tarafların 1 milyondan fazla insan kaybettiği İran-Irak Savaşı'ndaki savaş tecrübesine sahip olarak, nasıl bir siyaset izleyecek?
Bu arada, ABD emperyalizminin en büyük rakiplerinden sayılan Rusya ve Çin pusuda, sessiz.. İran'ın bütün komşuları da elbette aynı durumda..
Şimdilik bir sessizlik..
Ama, Trump, İran'a karşı duygularını açıklarken, 'Bugün yaptıklarımızı 47 yıl önce (yani, İran'da Şah'ı ve Şahlık rejimini deviren İslam İnkılabı Hareketi'nin yolunu kesmek için) yapmamız gerekiyordu..' derken, bir bakıma, çaresizliğini de ortaya koymuş olmuyor mu? Trump, İran'la ilgili hesaplarının bu zamana kadar gerçekleşmediğini görmeyişin hırçınlığı içinde..
Bugünlerde, son 1,5 sene içinde 6-7 kez Washington'a giden ve Netanyahu'nun şimdilerde yine Amerika yolunda olması, Trump'a herhalde fıkralar anlatmak için değil.. (UCM)Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin daha önce Netanyahu'yu Filistin halkına karşı savaş ve soykırım suçu işlediğine dair ve bütün ülkelerce tutuklanması kararını vermesine rağmen, ABD Dışbakanı Rubio'nun bu kararı 'aptalca bir hüküm..' diye suçlaması çok şeyi çok açık izah ediyor..
Evet, bir 3. Dünya Savaşı'na bile müncer olabilecek, patlamaya hazır bir dünya.. Ve 'küçük lider'lerin dünya savaşları planlamaları içinde olduğu bir dönem..
Böyle bir dönemde, ülkemizin son 20-25 yılına mührünü vuran bir siyasî liderliğin dünya siyasetindeki bu dalgalanmalar karşısında istikametini değiştirmeden hareket etmesi, inşaallah, yeni hayırlar getirecektir.
*