İmralı ile görüşme sonrası sayısız tezvirat üretilmekte.
Heyetteki kişilerden AK Partili ve MHP'li vekilin detay vermemesi eleştiriliyor. Bununla beraber basına konuşan DEM'li üyenin yorumları da eleştiriliyor, hem de kalem kalem.
DEM'in siyasi pozisyonu tartışılıyor, Suriye'de ne olacağına dair senaryolar yazılıyor... Kimi çıkıp; "Kürtler, İsrail'in kendilerini yönetmesini istiyor" derken, kimi "İmralı etkisizdir, muhatap alınması yanlıştır" diyor.
Ve-l hasılı kelam; konuşan çok. Bilen de bilmeyen de ortaya bir şey atıyor.
Net olan bir şey var ki; FETÖ'den İsrail ve İngiliz aparatlarına kadar tümü seferber olmuş durumda. Toplumda etki ve manipülasyon oluşturma gayreti, son hız devam ediyor.
Terörsüz Türkiye sürecinin hiç şüphesiz en can alıcı ayağı Suriye'dir.
Suriye'deki PKK varlığı, Evanjelik aklın ve Siyonist çetenin yıllardır yatırım yaptığı bir meseledir. Kolay pes etmeyecekler, bunu biliyoruz.
'ERDOĞAN'A GÜVEN' SÜRECİN SİGORTASINI OLUŞTURUYOR
Gündem inşa süreçlerinde 'sokak' benim için en önemli kriterlerden birini oluşturur. Sokağın/toplumun ne dediği önemlidir. Sokağa rağmen hiçbir adım atılamaz, atılsa da başarı şansı çok düşüktür. Bu bağlamda Terörsüz Türkiye meselesinde siyaseti takip ederken bir taraftan da hep sokağa kulak verdim.
Anket verilerine göre, Terörsüz Türkiye'ye toplum onayı; yüzde yetmişin üzerinde görülüyor. Bir kabul söz konusu diyebiliriz.
Şahsi gözlemime göre ise; toplum bu konuya 'heyecan' atfetmiyor, tansiyon yok. Bir olgunlaşma söz konusu. Daha önceki süreçlerde yaşanan tecrübeler ve alınan mesafeler önemli bir katkı oldu. Toplum, süreci önemli görmüyor değil ama endişeli de değil ve kaybedeceği bir şey yok. Evet, iyi niyetli gelişmeler söz konusu ama başarıya ulaşsa da ulaşmasa da sorun değil.
İKİ TEMEL DİNAMİK
Net olan bir şey var ki; devletin ve halkın birliği söz konusu. Et tırnaktan ayrılmıyor, kimse bir yere gitmek istemiyor, bölünme diye bir şey gündemde olamaz.
Kürtler, Erdoğan'ın adaletli yaklaşımına bel bağlamış durumda. Türkler ise hem Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hem de devletin askeri ve güvenlik bağlamında en güçlü olduğu bir dönemde, gerekeni her şart ve koşulda hayata geçireceğine inanıyor.
Bu atmosferin temel iki nedeni var; Birincisi Erdoğan'a olan güvendir. Bu meselede 'Erdoğan' güven odağıdır ve süreçlerin sigortasıdır.
Ülkenin birliği ve tüm renklerin haklarının teminatı bağlamında Erdoğan, eşit davranacağına dair hem fikriyatta hem de uygulamada kendini ispatlamış bir liderdir.
Bu bağlamda marjinaller hariç CHP'li, DEM'li, MHP'li ve AK Partili vs. vatandaşların çoğu hiçbir telaşa mahal bırakmayacak sakinlikte süreci, seyrinde takip ediyorlar.
KÜRTLERDE YENİ JENERASYON, AYRIMCILIĞI TECRÜBE ETMEDİ
Toplumda bu sükunetin oluşmasındaki ikinci temel dinamik; sorunların toplum nezdinde çözüme ulaşmış olmasındandır.
Kürt kardeşlerimizin genç nesli, son jenerasyon; ayrımcı ve ötekileştirici olmayan bir iklime doğmuşlardır.
Kürtler akşam evlerinde çaylarını içerlerken, Türkler ne konuşuyorsa, ne yaşıyorsa, ne sorunu varsa aynısını konuşuyor. Bu ülkenin zenginliği de, refah koşulları da, sorunları da; tüm kimliklere eşit mesafede.
Dolayısıyla terörün kitlesel zemini kalmamıştır.
Kimlik dinamiği geçerli bir argümandır ama terörün miadı dolmuştur.