Suriye'de Şam yönetimi ile YPG arasında, ateşkes ve askerî-idarî yapıların aşamalı olarak merkezî yönetime entegre edilmesini öngören 30 Ocak anlaşmasının yürürlülüğü devam ediyor.
Şam yönetimine bağlı iç güvenlik güçlerinin 2 Şubat'ta Haseke şehrine ve Kobani (Ayn el Arab) çevresindeki bölgelere girmesinden sonra dün bir adım daha atıldı.
Suriye İçişleri Bakanlığına bağlı birlikler, mutabakat uyarınca terör örgütü YPG'nin işgalinde kalan son kent olan Kamışlı'yı da kontrol altına almak üzere harekete geçti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, pazartesi günkü Kabine Toplantısının ardından yaptığı millete sesleniş konuşmasında, "Suriye'nin kuzeyindeki sorunun; kan dökülmeden, tek ordu, tek devlet ve tek Suriye temelinde çözülmesi çok önemlidir" dedi.
Türkiye'nin ve Suriye devletinin arzu ettiği çözümün, kan dökülmeden sağlanmaya çalışılmasının altını çizmeliyiz.
PKK ve DEM Parti, bu yöndeki operasyonları, "Kürtler katlediliyor" diye provoke etmeye kalktı. DEM Eş Başkanları; Türkiye'nin, dış politikasını "Kürt düşmanlığı" üzerine inşa ettiği suçlamasını bile yaptılar.
Devlet; bu saldırılara rağmen Suriye'de devlet otoritesinin sağlanması, Kürt vatandaşlarımızın tahrik edilmesinin önlenmesi, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge adına aklıselim ve suhuletle hareket etti.
DEM'liler, terörü destekleyen ayrılıkçı Kürtler ile vatana, bayrağa, devlete bağlı Kürt vatandaşlarımızı bir tutmaya yeltendiler.
PKK ve partileri en baştan beri bunu yapıyor.
MHP lideri Bahçeli, partisinin dünkü Grup Toplantısında bu çarpıklığa bir daha meydan okudu:
"Suriye'deki malum olayları, Türkiye'ye taşıyıp Kürt kardeşlerimizi provoke etmeye çalışmanın iyi niyetle bağdaşır bir tarafı asla yoktur ve olamayacaktır. Kürt kardeşlerimizle terör örgütü YPG'yi yan yana getirmek, üst üste örtüştürmek fahiş bir gafilliktir. Kürt kardeşlerimizi mahut terör örgütüyle bir ve eşit görenler kaybedecek. Bölücü terör örgütünün Kürt kardeşlerimizi vesayet altında tutmasına hizmet edenler, bunu dileyenler, bunu görmek için çılgına dönenler iki cihanda da yatacak yer bulamayacaklar..."
Evet, son anlaşma ile Suriye'de yeni bir sayfa açılmıştır.
PKK ve siyasî uzantıları bunu kolay hazmedemeyecektir. Hazmedemiyorlar da...
İçeride CHP problemi de ayrı bir tehdit...
Makul çoğunluk CHP'yi artık bir milli güvenlik problemi olarak görüyor.
Suriye'de varılan barış kapısı, CHP lideri Özgür Özel'i ciddi rahatsız ediyor.
Dün Devlet Bahçeli bu sorumsuzluğa, çarpıklığa çok sert tepki verdi:
"CHP Genel Başkanı'nın Suriye devletinin terörle mücadelesini endişe verici bulması, Sayın Ahmet eş Şara'nın Suriye'nin tamamını temsil etmediğini dile getirmesi, hüsran verici bir hezeyandır. Esad'ı kalbinde taşıyan, aklını ve gönlünü de YPG'ye kaptıran bu zatın ne sözü söz, ne de siyaseti mert ve millidir. 'HTŞ'ye kravat takmakla olmaz' demiş. Anlayacağınız halt etmiş, gene çuvallamış. Sen de YPG'nin kravatını takabilirsin, Mazlum Abdi'yle el ele verebilirsin, dağ taş gezerek fesat/nifak üretimi yapabilirsin. Sayın Özel, dilinin altındaki baklayı çıkar, Suriye'nin siyasi ve toprak bütünlüğünün sağlamasından dolayı uykularının kaçtığını da itiraf et..."
Bu tepki, Türkiye siyasetinde ana muhalefet partisi genel başkanına verilen bir ültimatomdur.
CHP'nin dış politikadaki gayrı milli zihniyeti, en büyük şamarı yemiştir.
Özgür Özel'in savunduğu CHP zihniyeti, güçlü Türkiye'nin hasmı gibidir.
Partisinin yaşadığı yolsuzluk ve rüşvet travması ile abuk sabuk siyasi hamleler yapan, İmamoğlu'nun yeniden İstanbul Belediye Başkanlığına aday olması çağrısı yapan bir akıl tutulması var karşımızda.
Cumhur İttifakı ise Devlet Bahçeli'nin veciz ifadesi ile "bütün Türkiye'nin, bütün Türk milletinin, hatta ve hatta Türk-İslam dünyasının siyaset kutbudur. 'Terörsüz Türkiye', 'Terörsüz Bölge' hedefleri Türk milletinin kaderine aracısız ve fasılasız sahip çıkma hamlesidir."
Nokta.