Perşembe günü muhalefetin çağrısı üzerine TBMM Gazze konulu olağanüstü bir toplantı yaptı.
Tüm siyasi parti temsilcileri konuştu.
Ortaya Türkiye'nin bir konuda ittifak ettiğinin tablosu çıktı. Partiler farklı, ideolojiler farklı eğilimler farklıydı ama Filistin konusunda bütün siyasi partiler ittifak etmişti.
Gerçi bu tablo yeni değildir. Türkiye'de bütün kesimler Filistin davasına hep sahip çıkmışlardır.
Her birinin gerekçesi farklıydı ama hepsi işgali kınamada, direnişi desteklemede hemfikirdi.
Değişik eğilimlerin yanı sıra iki ana akım vardı. Muhafazakarlar/dindarlar ve solcular.
Muhafazakarlar din kardeşliği ve Mescid-i Aksa hassasiyetiyle Filistin davasının savunucularıydı. İşgale karşı son derece duyarlıydılar.
Bu hassasiyeti sebebiyle muhafazakar kesim çok ağır bedeller ödedi.
12 Eylül askeri darbesinin gerekçelerinden biri Konya'daki Kudüs Mitingi'dir.
28 Şubat sürecindeki postmodern darbenin en önemli gerekçesi de Sincan'da yapılan Kudüs Gecesi'dir.
Muhafazakâr kesim hassasiyetinden hiçbir şey kaybetmeden Filistin davasına destek vermektedir!
Sol kesimin Filistin davasına destek gerekçesi Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) olan ideolojik yakınlıktır.
60'lı 70'li yıllarda sosyalizm yükselen bir değerdi ve solcu gençlik silahlı devrim peşindeydi.
FKÖ solcu olduğu için Türkiye solunun irtibatta olduğu bir örgüttü. Solcu gençler Türkiye'de silahlı devrim yapmak amacıyla FKÖ kamplarına silahlı eğitim almaya gidiyorlardı.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Filistin irtibatı da Filistin'e destekten ziyade silahlı eğitim alma odaklıdır. Deniz Gezmiş gibi eğitim alıp dönen adam kaçıran banka soyan ve devrim gerekçesiyle şehir eşkıyalığı yapanlar da vardır, eğitim sürecinde hayatını kaybedenler de.
Amaç ne olursa olsun sonuç itibarıyla Filistin davasına güçlü destek veriyorlardı.
Şu anda o destek eski gücünü kaybetmiş görünüyor. Çünkü FKÖ İsrail ile anlaşıp silahlı direnişi bırakınca direnişi muhafazakârlar üstlendi!
Direnişi intifadadan bu yana kısa adı HAMAS olan İslami Direniş Hareketi sürdürmektedir.
Bu arada tekrar hatırlatalım ki, HAMAS Filistin'de yapılan son seçimde 132 üyeli parlamentonun 74'ünü kazanarak aynı zamanda Filistin'in milli iradesini temsil etmektedir.
Sol kesim direnişin bu İslami renginden hoşnut olmadığı için ve İslami olan her şeyi ABD desteğine bağladığı için HAMAS'ı da FKÖ'yü zayıflatmak için ABD'nin kurduğunu savunduğu için eski hassasiyetleri kalmadı hatta CHP Genel başkanı Ö. Özel gibi HAMAS'ı terör örgütü olarak değerlendirenler bile vardır.
Buna rağmen TBMM'de konuşan Ö. Özel dâhil tüm siyasi parti temsilcilerinin Filistin davasına verdikleri destek önemlidir.
Hatta iktidarı daha fazla destek vermeye teşvik ettiği için her türlü takdirin üstündedir.
Üzücü olan taraf bu vesileyle iktidara ve özellikle Başkan Erdoğan'a bayatlamış argümanlarla, gerçek dışı bilgilerle ve kulağa hoş gelen ama icrası mümkün olmayan yanıltıcı tekliflerle gelmiş olmalarıdır.
Toplantının başında konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Türkiye'nin bu süreçte Filistin davasına nasıl sahip çıktığını neler yaptığını çok veciz bir şekilde ifade etmesine rağmen muhalefet mensubu konuşmacıların Türkiye'yi gerekeni yapmamakla itham etmelerini muhalefet mantığına yorabiliriz.
Ama havadan insani yardım konusunda yapılan değerlendirmelerin gerçeklikten kopuk olduğunu da hemen belirtmeliyiz.
Türkiye, Filistin davasının dünyada liderliğini yapan ülke konumundadır. İsrail hükümetine karşı en sert tavrı takınan ülkedir. İsrail ile ticareti tamamen durdurmuş, hava sahasını İsrail uçaklarına ve İsrail'e giden uçaklara kapatmış, İsrail'e giden gemilerin bile limanlarımıza uğramalarını engellemiş tek ülkedir. Gazze'ye en fazla insani yardım gönderen ülkelerden biridir.
Elbette ki havadan da göndermek ister. Ancak havadan insani yardım ancak İsrail'in onayıyla mümkündür.
İsrail Türkiye'nin havadan yardım etmesine izin verir mi? Vermez.
Çünkü havadan yardım bırakan ülkelerin hepsi İsrail dostu yönetime sahip ülkelerdir. İsrail onlara özellikle izin veriyor ki kamuoylarını sakinleştirsinler!
Buna rağmen Türkiye bu konuda Ürdün ile temas halindedir.
Ayrıca havadan indirilen insani yardımların simgesel olduğunu ihtiyacı karşılamada devede kulak bile olmadığını bizzat Gazze ehli söylüyor.
Önemli olan karadan yoğun biçimde yardım ulaştırılmasıdır. Türkiye bunun için de gerekeni yapmaktadır.
Muhalefet sözcülerinin Başkan Erdoğan'a yönelik haksız eleştirilerine en manidar cevabı da Türkiye Filistin Dostluk Gurubu Başkanı İstanbul Milletvekili Hasan Turan vermiştir.
Her şeye rağmen TBMM'nin Filistin ve Gazze hassasiyeti milletin hislerine tercüman olmuştur.
Kabul edilen tezkere de dünyaya örnek bir tezkeredir!
Evet, Türkiye'den daha fazlasını bekliyoruz. En azından bugün yola çıkması planlanan Küresel Sumud (kararlılık) Filosuna koruyucu güç olmasını istiyoruz.
Ama hamasetle değil hakikatle!
Erdoğan farkı!
Evvelki gün medyada etkin pişmanlık hükümleri kapsamında ifade veren ve ev hapsinde bulunan iş insanı Adem Soytekin'in, İBB'de dönen dolapları anlattığı için İmamoğlu avukatlarının susması karşılığında. "En kötü ihtimalle milletvekili olup çıkacaksınız. Sana garantisini veriyoruz" gibi ifadeler kullandıkları haberi vardı.
Haberden anlaşılan İBB'nin sabık başkanı bu şahsın konuşmasını istemiyor. Susarsa vekillik garantisi veriyor.
Bunun anlamı nedir?
Bunun anlamı yolsuzluğu itiraftır. Suçsuz olsa, kendinden emin olsa 'konuşsun' der değil mi?
Bu haberi okuyunca Başkan Erdoğan'la ilgili bir anımı hatırladım.
Tarihi 1995 veya 96 olabilir. Rahmetli Ömer Lütfü Mete 1990-2000 yılları arasında yayınladığım haftalık Yörünge dergisinde hem kendi adıyla hem de müstear isimle yazılar yazıyordu o yüzden çok sık buluşuyorduk.
Ö. Lütfü Mete merhum çok yönlü bir gazeteciydi, basındaki tüm çevrelerle ilişkisi vardı, kulisler dâhil tüm gelişmelerden haberdardı.
Bir gün çok önemli diyerek geldi ve dedi ki: 'Erdoğan hakkında Milliyet gazetesi 2 trilyonluk bir yolsuzluk haberi yapacakmış bilgisi olsun.'
Karagümrük'te bizim de yakın dostumuz olan amca yeğen İbrahim-Sedat Kocadağ beylerin Yıldız Saray lokantasının açılışı vardı. Açılışı Başkan Erdoğan yaptı. Aynı masada yemek yerken bu haberi verdim.
İstifini bile bozmadı, kendinden emindi, "Yayınlasınlar!' dedi.
Öyle bir haber yayınlanmadı.
Şimdi İBB başkanı ne yaptığını iyi biliyor olmalı ki, itirafçıların konuşmalarından rahatsız oluyor, susmaları karşılığında teklifler yapıyor.
Sadece bu tavır bile yolsuzluk itirafıdır!
Erdoğan ile suç örgütü lideri ithamıyla tutuklu bulunan şahıs arasındaki fark budur!
Biri hodri meydan derken diğeri 'aman konuşmayın' derdinde!
Devletin kılcal damarlarına sızan FETÖ bile Başkan Erdoğan hakkında utanılacak bir bilgi belge ve bulguya ulaşamazken, İmamoğlu'nun kendi adamlarının itirafıyla cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk çetesine liderlik ettiği ortaya çıktı!
Fark bu!