Tüm Yazarlar
Hakan Çopur Yazıları
Biden-Harris ikilisi Trump'ı yenebilecek mi?
Hakan Çopur
Trump'ı pandemi sürecini kötü yönetmekle suçlayan kararsız kitleler için ekonomik toparlanma ya da toparlanamama oy verme davranışlarında etkili olacak. Ekonomik toparlanmanın yanı sıra okulların zamanında yüz yüze eğitime başlaması da Trump için hayati önem taşıyan bir konu.
Yüzyıllık siyahi öfke canlandı
Hakan Çopur
ABD'nin 11 Eylül'den sonra içine girdiği ve bir türlü çıkamadığı “güvenlikçi yaklaşım”, ülke içinde polis de dahil tüm güvenlik unsurlarına ekstra güç veriyor. Mevcut siyasi atmosferde zaten ikiye bölünmüş olan Amerikan toplumu, Floyd'un ölümünün ardından da “Adalet istemek” ile “yağmalamaya dönüşen şiddeti kınamak” arasındaki kısır döngüye yine girmiş durumda. Bu döngüden Amerika'nın çıkması yakın vadede mümkün değil.
Süper güç bir virüse mi yenildi?
Hakan Çopur
Kapitalist sağlık sisteminin soğuk yüzüyle binlerce hastayı morga götüren ABD, maske ve solunum cihazı krizi yaşayan “süper güç” olarak kayıtlara geçti. Askeri ve ekonomik olarak dünyanın en önemli gücü, koronavirüs salgını karşısında adeta havlu attı.ABD, en önemli rakipleri Çin ve Rusya'dan tıbbi malzeme satın almak zorunda kaldı. Başka ülkeler arasında transfer edilen tıbbi malzemelere havalimanlarında adeta “el koydu”, bazı Avrupa ülkelerince “korsanlıkla” suçlandı.
Bir 'süper gücün' ölüm-kalım savaşı
Hakan Çopur
ABD'nin “virüsü Çin sakladı” iddiası da Çin'in “virüsü Amerikan ordusu getirdi” iddiası da ispattan uzak iddialar. Fakat komplo teorilerine hiç girmeden şu yorumu yapmak mümkün: ABD ile Çin arasında son yıllarda artan “küresel liderlik” rekabeti, koronavirüs salgınının ardından bu salgının da üstüne eklendiği yeni bir seviyeye taşınacaktır.
Koronavirüs Trump'ın aşmak zorunda olduğu en yüksek dalga
Hakan Çopur
Trump, dördüncü yılına girdiği başkanlık sürecinin belki de en zorlu meydan okumasıyla karşı karşıya. Siyaset ve parti üstü bir mesele olarak koronavirüs salgını, ikinci dönemini kazanmak isteyen Trump'ın aşmak zorunda olduğu belki de en yüksek dalga. Azil sürecinden başarıyla çıkmış olan Trump'ın bu dalgayı aşmaktan başka bir yolu yok.
‘O azil sürecini hiç başlatmayacaktık!'
Hakan Çopur
Demokratlar arasındaki bölünmüşlük karşısında Cumhuriyetçilerin Trump etrafında bütünleşmesi, seçimler öncesinde Trump için önemli bir avantaj olarak öne çıkıyor. Eğer başkanlık seçimlerini kaybederlerse Demokratların muhtemelen ilk cümlesi şu olacaktır: “O azil sürecini hiç başlatmayacaktık!”
‘ABD-İran Savaşı’ masalının sonu
Hakan Çopur
ABD ile İran arasındaki uzun süren gerilim son bir haftada zirve yaparken, her iki ülkenin de aslında birbirleriyle savaşmak istemedikleri bir kez daha ortaya çıktı.
Demokratlar ile Cumhuriyetçilerin 2020 Savaşı: Trump’a yönelik azil süreci
Hakan Çopur
Hem Trump’ın, hem azil soruşturmasını başlatan Demokratların, hem de 2020 seçimlerinin kaderi maçın bitiş düdüğüyle belli olacak. Cumhuriyetçi seçmenlerin ve kamuoyunun Trump’a kısmen bile olsa sırt dönmesini bekleyen Demokratlar şu ana kadar umduklarını bulabilmiş değil. Eğer bu durum bugünkü haliyle devam ederse azli için üzerinde ciddi baskı kurulan Trump, tüm bu sürecin sonunda muhtemelen kendi seçmen kitlesinin tam desteğini almış Cumhuriyetçi bir başkan adayı olarak 3 Kasım 2020 seçimlerine girecektir.
Ekim krizinden 13 Kasım’a Türk-Amerikan ilişkilerinde yön arayışı
Hakan Çopur
Bugüne kadar çözüm odaklı çalışan iki liderin 13 Kasım’daki performansı, kurumsal güven sorununun had safhaya ulaştığı bir dönemde Türk-Amerikan ilişkilerinin yeniden ayağa kalkıp kalkamayacağının en önemli göstergesi olacaktır.
Görevimiz Tehlike Suriye: Türk-Amerikan ilişkilerine 120 saatlik test
Hakan Çopur
120 saatin sonunda kalıcı ateşkesin yürürlüğe gireceği koşullar ortaya çıkmış olursa bu oyunun net kazananı Türkiye, net kaybedeni de YPG/PKK olacaktır. YPG/PKK’nın bir “devletçik” kurma hayali artık suya düşmüştür. YPG’nin sonunun ne olacağı sorusunun cevabını sahada Barış Pınarı Harekatı, masada da Ankara verdi: “900 kilometre sınırım olan komşu ülkede kimin nasıl bir devlet kuracağına ABD okyanus ötesinden gelip karar veremez!”
Suriye oyununda son perde: Güvenli bölge anlaşması
Hakan Çopur
Türkiye Suriye ile halen sınır komşusudur ve işler ters giderse YPG/PKK kontrolündeki bölgelere askeri bir operasyonu yine yapabilir. Ancak şartlar o yönde geliştiğinde Türk-Amerikan ilişkilerindeki Suriye yaraları bir kez daha kanayacak ve ilişkideki güvensizlik derinleşecektir.
Donald Trump ile CAATSA arasında Türk-Amerikan ilişkileri
Hakan Çopur
ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptırım uygulamama konusundaki yaklaşımı ve CAATSA’da yaptırım takviminin bulunmaması gibi hususlar Türkiye’nin yaptırımlardan kaçınabileceğine işaret ediyor. CAATSA yaptırımları hikayesinin kaderi, büyük oranda Trump’ın Cumhuriyetçileri ikna edip edemeyeceğine bağlı olacak.
Sonbahardan kışa:Türk-Amerikan ilişkilerinde S-400 Krizi
Hakan Çopur
74 krizi, 1 Mart tezkeresi, çuval hadisesi, YPG/PKK ve FETÖ konuları gibi birçok krizle mücadele edebilme kabiliyetine sahip olan iki ülkenin bu krizi de toptan bir kopuşa gitmeden hal yoluna koyması gerektiği açıktır. Ancak ABD’nin şunu kırmızı kitabın ilgili yerine yazması şarttır: Türkiye, kendi ulusal güvenliğiyle ilgili hayati kararları kendisi alır. Bu bakımdan ne ABD düşman ne de Rusya dosttur.
İsrail, Evanjelikler ve Trump’ın İran stratejisi
Hakan Çopur
Trump yönetiminin İran stratejisi, tek kanatlı ve istikameti net olmayan bir kuşa benziyor. Trump bu kuşun ekonomik, Netanyahu da askeri gücüne güveniyor olabilir; fakat henüz Suriye ve Venezuela’da hemen hiçbir şeyi çözemeyen ABD’nin İran meselesini kendi adına “çözmesi” pek kolay olmayacaktır.
''Beyaz Teröre'' dur demenin zamanı geldi
Hakan Çopur
Tarrant’ın ‘manifestosunda’ yazdıkları, saldırıyla verdiği mesajlar ve kullandığı semboller, ABD gözünde onun bir terörist olmasına yetmedi. Son 5-6 yılda beyaz ırkçıların hemen hepsinin aynı örüntüde katliamlar yapıyor olmasının ne zaman ‘terörizm’ olarak kodlanmaya yeteceği gerçekten merak konusu.
Trump’ın fendi Pentagon’u yendi
Hakan Çopur
Şu ana kadar Rusya ile iyi bir ilişki içinde olan Türkiye’nin ABD ile girdiği bu yeni yakınlaşma sürecininasıl yöneteceği, ABD-Türkiye-Rusya üçlüsü arasındaki yeni ağırlık merkezinin belirlenmesinde kilit rol oynayacaktır.
Türk-Amerikan ilişkilerinde gerçeklerle yüzleşme zamanı
Hakan Çopur
İki ülke, yapısal sorunları ancak ‘eşit iki ortak’ gibi konuşarak aşabilir. Aksi halde ne Türk ne de Amerikan kamuoyu ‘üstten bakan’ söylemleri kabul edecektir. Münbiç, ABD ile Türkiye’nin sorunları çözebilme iradesinin mümkün olup olmadığının bir deney tüpü olarak karşımızda durmaktadır.
Bölünmüş ABD’nin bölünmüş Kongresi
Hakan Çopur
Eğer Trump, Demokratların yarısını işgal ettiği Kongrenin sürekli kendisine engel olduğu konusunda kendi seçmen kitlesini ikna edip mobilize edebilirse 2020 seçimlerinde yine çok güçlü bir aday olacaktır. Peki azınlıktayken çok konuşan Demokratlar en azından Temsilciler Meclisinde fiiliyatta ne yapacaklar? 2020 başkanlık seçimlerinde Trump’ın karşısına kimi çıkaracaklar?
Trump için çanlar çalıyor mu?
Hakan Çopur
ABD’deki bazı uzmanlar şimdiden Trump için çanların çalmaya başladığını düşünüyor. Ancak Trump’ın yargılanabilmesi için hala en önemli koşul yerine gelmiş değil ve kısa vadede gelecek gibi de gözükmüyor: Cumhuriyetçi Parti’nin Trump’ın yargılanmasının önünü açması...
Türk-Amerikan ilişkilerinde “ihtiyatlı iyimserlik” dönemi
Hakan Çopur
NATO müttefiki Türkiye’nin Rusya’ya yaklaşmasından şikayet eden Amerikalılar, atacakları yeni adımlarla Ankara-Moskova ilişkilerine daha fazla katkı mı yapacaklar, yoksa ikili ilişkilerin geleceğini düşünerek Münbiç’teki gibi daha somut ve yakın işbirliğini mi tercih edecekler? Esasen hangi yaklaşımın daha stratejik olduğu açık; umalım ki Washington’daki karar vericiler de aradaki farkı net olarak görebilsinler.
Türk-Amerikan ilişkilerinde ‘yeni’ dönem
Hakan Çopur
Türk-Amerikan ilişkilerinde artık yapısallaşan sorunlara toptan bir çözüm bulmak mümkün değil. Her bir sorun için adım adım ve özel olarak odaklanarak gitmek gerekiyor. Kimsenin elinde şapkadan tavşan çıkaracak bir güç yok; fakat tüm bu sorunlar yumağının çözülmesinin ilk adımı Münbiç olabilir. Bakan Çavuşoğlu’nun da ifade ettiği gibi, artık Türk-Amerikan ilişkilerinde topu taca atma dönemi sona ermiştir.
Trump’ın şahinleri ve Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni beklentiler
Hakan Çopur
Afrin operasyonunun net başarısının ardından Türkiye ile Münbiç’te “ortak bir yol” bulmaya kendini mecbur hisseden Trump yönetimi, bu süreçteki iyi niyet ve samimiyet testini bir şekilde geçmelidir. ABD Münbiç’te bunu gösterebilirse o zaman hem Suriye hem de Ortadoğu’nun bütününde ortak çıkarları önceleyen yeni bir işbirliği zemini doğabilir. Aksi halde Türk askerinin Suriye’de ÖSO ile birlikte doğuya doğru alacağı daha çok yol var...
ABD’nin kulağı Afrin’de, gözü Münbiç’te
Hakan Çopur
ABD bu sürecin sonucunda ya Türkiye’yi geri dönülemez biçimde kaybedecek ya da Suriye’deki “Kürt ortaklarını” yüz üstü bırakacak. Hem Ankara’yı kazanayım hem de PYD/PKK’yı bırakmayayım gibi bir lüks, ABD için bile mevcut değil. Belki de ABD’nin Suriye politikalarının bu denli kördüğüm olmasının sebebi budur: ABD’nin gücü var, isteği var, ama gerçek bir Suriye stratejisi yok.
ABD, sorunu sadece İsrail ile çözemeyeceğini anladı mı?
Hakan Çopur
BM Genel Kurulu’ndaki oylamada Guatemala, Honduras, Marshall Adaları, Mikronezya, Nauru, Togo ve Palau gibi ülkelerle aynı safta kalan ABD, Kudüs meselesini tek başına İsrail ile çözemeyeceğini anlar mı acaba? Bunu elbette zaman gösterecek fakat büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma sürecine giren ABD’nin bu adımdan ancak yeni bir başkan ile vazgeçebileceği yorumları Washington’da ağırlık kazanmış durumda.
ABD, YPG politikasını değiştiriyor mu?
Hakan Çopur
Trump’ın Türkiye’ye verdiği sözlerin sahadaki yansıması, Pentagon ve Tampa’daki komutanların stratejilerindeki esneklik ölçüsünde anlaşılmalıdır. Eğer ABD, daha net ve bölgesel istikrarı önceleyen bir strateji peşindeyse, sadece DEAŞ odaklı kısır politikasından vazgeçip kurumsal ittifakların belirleyici olduğu yapıcı bir politika benimsemek durumundadır.
Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni gerilim hattı: Vize krizi
Hakan Çopur
ABD tarafından inşa edilmiş bu suni kriz çözülse bile arkasında koca bir Suriye sorunu tüm ağırlığıyla Türk-Amerikan ilişkilerini yıpratmaya devam ediyor olacak. İşte o gün yine şu asli soruyla baş başa kalacağız: “Ortadoğu/Suriye (PKK/YPG) ve terörle mücadele (FETÖ) konularında çıkarları bu denli farklılaşmış iki ‘müttefik’, diğer alanlardaki çıkar birlikteliğiyle nereye kadar gidebilir?”
Türkiye ABD ilişkileri yeni bir krize hazır değil
Hakan Çopur
ABD ve Türkiye için yapısal sorunların zorluk derecesi, liderler arasındaki samimiyet derecesinden daha belirleyici gibi gözüküyor. Suriye özelinde ayrışan çıkarlar ve PKK/YPG’ye silah desteği konularında herhangi bir adım atılmadıkça Türkiye’nin ABD’yle ilişkilerini tam olarak yoluna koyması mümkün olmayacaktır.
Türk-Amerikan ilişkilerinde dip dalga nereye?
Hakan Çopur
Türk-Amerikan ilişkilerindeki çıkar çatışmasının sadece yüzeydeki dalgaları değil, dip dalganın ta kendisini de ciddi şekilde etkilediğini vurgulamak lazım. 8-10 yıl önce “stratejik ittifak” olarak tanımlanan ikili ilişkilerin bugün hangi kavramsal çerçeve ile tanımlanacağı belirsiz. Sadece “NATO müttefiki” olarak kalan ikili ilişkiler çerçevesinin yeni bir kavramsal zemine ihtiyacı olduğu açıktır.
House of Cards gerçek mi oluyor?
Hakan Çopur
Trump’ın koltuğundan olması düşük bir olasılık olduğuna göre geriye şöyle bir ihtimal kalıyor: Rusya soruşturmasını Trump’ın tepesinde “Demokles’in kılıcı” olarak sallandırıp belli çizgilerin dışına çıkmadan başkanlık yapmasını sağlamanın diplomatik yolu. Dolayısıyla House of Cards’ı izleyip “Trump’ın sonu da böyle mi olacak?” diye soranlar biraz daha bekleyecek...
Rakka operasyonu Türk-Amerikan ilişkilerini esir alabilir mi?
Hakan Çopur
Erdoğan-Trump görüşmesi, somut olarak önemli bir çıktı üretmemesine rağmen, Türk-Amerikan ilişkilerindeki dip dalganın üstteki akıntılardan daha güçlü olduğunu net bir şekilde ortaya koydu. Hem Washington, hem de Ankara kendi “Suriye planlarını” uygulamaya devam edecek ve Rakka operasyonunun ikili ilişkileri teslim almasına izin verilmeyecek gibi gözüküyor.
16 Nisan Trump ve Amerikan medyası
Hakan Çopur
16-17 Mayıs’ta gerçekleşmesi beklenen Trump-Erdoğan görüşmesi, ikili ve bölgesel ilişkiler açısından tarihi bir buluşma anlamına gelecektir. Görüşmeden “stratejik ortaklık” gibi yeni bir süreç önerisi çıkarsa son yıllarda gerilen Türk-Amerikan ilişkileri yeni bir evreye girebilir.
Türk-Amerikan ilişkilerinde başarıya giden yol Rakka’dan geçiyor
Hakan Çopur
Trump yönetiminin Suriye’ye asker göndermek de dahil atacağı her tür adımın gelip dayanacağı yer de Türkiye’nin DEAŞ tehdidini ortadan kaldırabilmek için Suriye’deki son noktası da Rakka’dır.
Trump’ın başındaki Demokles’in kılıcı: Rusya
Hakan Çopur
Karşısındaki güçlü siyasi ve medyatik muhalefeti halkın desteğiyle aşan Trump, bundan sonraki yolculuğunda da yine sırtını Amerikan halkına dayayacaktır. Ancak eğer Trump, 620 milyar dolarlık Pentagon’u, bütçesi ve insan kaynağı belirsiz CIA’yi ve Amerikan siyasal sisteminin kilidi Kongre’yi belli bir denge içerisinde yönetemezse “Washington”a teslim olmaktan başka çaresi kalmayabilir. Bu denklemde Rusya meselesi, Trump’ın tepesinde Demokles’in kılıcı olarak durmaya devam edecektir.
Trump'ın kabinesi: Generaller ve milyarderler
Hakan Çopur
Trump’ın muhtemel kabinesi için isimleri açıklanan adaylar arasında üç emekli general ve iş dünyasından gelen milyarder iş adamları dikkat çekiyor. “Zenginler ve askerler kulübü” olarak değerlendirilebilecek isimler arasında İslamofobik ve zenofobik görüşleriyle tanınan kişiler de var. Trump’ın şu ana kadar açıklanan kabinesi, Beyaz Saray’a bugüne kadar bilinenden farklı bir tarz-ı siyasetin gelmekte olduğunu açık bir şekilde gösteriyor.
Türk-Amerikan ilişkilerinde milat: 15 Temmuz
Hakan Çopur
Bugün İncirlik’e çok ihtiyacı olan ABD’nin, yarın Kuzey Suriye’de Akdeniz’e çıkışı olan özerk bir Kürt bölgesi/kuşağı oluşması durumunda ne yapacağı çok açıktır. İşte o zaman Türk-Amerikan ilişkilerini daha büyük bir deprem bekliyor olacaktır.
Türk-Amerikan ilişkileri: Ne yeni, ne eski
Hakan Çopur
ABD, daha güçlü ve bölgede etkin olduğu için Türkiye üzerindeki nüfuzunu sonuna kadar kullanmak istemektedir ve isteyecektir. Ancak bu durum, Türkiye’yi otomatik olarak ABD’nin peşine takılan bir vagon haline getirmez. İlişkilerin tarihine bakıldığında (özellikle 2000’li yılların başından itibaren) iki ülke arasındaki işbirliklerinde (asimetrik bile olsa) hep bir müzakere, pazarlık ve hatta münakaşanın söz konusu olduğu görülecektir.
“Why do they hate us?” *Bizden neden nefret ediyorlar?
Hakan Çopur
11 Eylül saldırıları sonrasında Amerikalıların sıkça sorduğu klişe bir soru vardı: “Bizden neden nefret ediyorlar? (Why do they hate us?)” Özellikle İslam dünyasının ABD’den neden bu kadar nefret ettiğini anlamaya yönelik bu soru, ister samimi ister basmakalıp olsun o gün için önemliydi.
Herkesin kazanmak istediği oyun: İran Nükleer Anlaşması
Hakan Çopur
Nükleer anlaşmanın sağlıklı yorumlanması için cevaplanması gereken bir soru da Arap Baharı ile silkelenen, Suriye ve Mısır’daki katliamlarla trajikleşen ve DAİŞ ile çıkmaza giren Ortadoğu coğrafyasında ABD’nin yeni jandarmasının İran olup olmayacağıdır.
Mezhepçi vekalet savaşına devam mı?
Hakan Çopur
Herkesin Husilerle uğraştığı ve Şii karşıtlığının hızla tırmandığı bir ülkede El-Kaide’nin büyümek için kendine yeni bir boşluk bulması imkân dâhilindedir. Ancak bu durum, ABD için arzu edilir bir şey değildir. Dolayısıyla bugün Suriye ve Irak’ta DEAŞ karşıtlığı ekseninde yakınlaşan ABD ile İran’ın Yemen’de El-Kaide karşıtlığında buluşup buluşmayacağı sorusu, şimdilik “arkası yarın”a kalmış gözüküyor.
Ya Müslümansız Avrupa, ya Protestan İslam
Hakan Çopur
Genelde Batı toplumları, özelde Avrupa bir karar vermek zorunda. Ya çokkültürlü ve zengin bir toplum olarak geleceğe daha güvenli bakma yolunu seçecekler, ya da bünyelerindeki farklı unsurları dışlayarak daha tektipçi ve fakir bir yaşama alanı inşa edecekler.
Bir Freedom House prodüksiyonu: Algı ‘gerçek’ten önemlidir!
Hakan Çopur
Dürüstçe şunu ifade etmek lazım: Freedom House örneğindeki gibi, neredeyse tamamı ABD kökenli ‘sivil’ ve ‘bağımsız’ uluslararası kuruluşların yıllık raporlarını mutlak bir veri olarak görüp bununla ilgili eleştirilere tahammül edemeyenler ve bu veri üzerinden pozisyon alanlar, olsa olsa “Aydınlanma tezgâhından” başarıyla mezun olan ‘üstün’ yerli oryantalist sınıfına mensup olanlardır.